Ara
  • Geleceğe Dokunan Anneler

Kaputu Kaldırma Vakti !

En son güncellendiği tarih: Nis 17



“Davranışlarınız, duygularınız tarafından yönlendirilir. Davranış arabaysa, duygu motordur. Arabayı ve yaptığı her şeyi kolayca görüyoruz. Ancak motoru görebilmemiz için kaputu kaldırıp bakmamız gerekir.” diyor ülkemizde yayınlanan kitaplarıyla tanıdığımız Dr. Jonice Webb.


O halde hepimiz için “Artık kaputu kaldırma vakti!” Bu, aslında oldukça cesaret isteyen bir hareket. Çünkü kaputu kaldırdığımızda altında ne bulacağımızı bilmiyoruz, belki de bilmek istemiyoruz. Ama bazen sarsıcı da olsa, hem kendimiz hem ailemiz için, duygularımızla yüzleşmeliyiz!


Projemizle tanışmış olan bir anne, baba veya bir yetişkin iseniz aklınızda iki önemli soru olduğunu tahmin ediyorum.

1. Acaba çocukken ben de duygusal ihmale uğradım mı?

2. Çocuğumu/karşılaştığım çocukları duygusal olarak ihmal ettim mi/ediyor muyum?

Aslında araştırmalar gösteriyor ki, eğer ilk soruya verdiğiniz cevap “evet” ise büyük bir olasılıkla ikinci sorunun cevabı da “evet” olacaktır. O halde artık kaputu kaldırma, kendi duygularımıza bakma, kendi çocukluğumuzu anlama vakti. Kendimizi tanıdıktan sonra anne, baba, öğretmen, profesyonel veya bir yetişkin olarak çocuklarla ilişkimizi bir kez daha gözden geçirebiliriz.


Size bir de iyi haber vermek istiyorum. Eğer proje sayfamızı takip ediyorsanız, blog yazılarımızı okuyorsanız, çocuklarınızın bir tür koruma altında yani sigortalı olduğunu düşünebilirsiniz. Kendi çocukluğunuzda ne yaşamış olursanız olun “duygusal ihmal” konusunda farkındalığınız var demektir. Lütfen okumaya devam edin ve gerekiyorsa profesyonel yardım almaktan kaçınmayın.


Kendi duygularımızla, çocukluğumuzla cesaretle yüzleşmek ve fark etmek, öncelikle her birimizin yaşamını bireysel olarak, daha sonra çocuklarımızın yaşamını ve ailemizin mutluluğunu olumlu yönde değiştirecektir. Kaputu kaldırmak, kendisini seven, kendisini gerçekçi şekilde algılayan, gereksiz yere utanç ve suçluluk duymayan, duygularının farkında olan, duygularını ifade edebilen, gerektiğinde yardım isteyebilen, insanları seven, ilişki kurmaktan korkmayan, doğaya saygılı, daha mutlu gelecek nesiller yetiştirmemize yardımcı olacaktır.


Bizler, Geleceğe Dokunan Anneler Projesinde çalışan ve gönül verenler, 2018 yılından beri yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Bu proje sürecinde pek çok anne, baba, öğrenci, yetişkin, meslektaş ve profesyonelle bir arada olduk ve elbette konumuz her zaman “Duygusal İhmal”di. Eş dost, arkadaş, aile toplantılarının da bir yerinde söz, mutlaka duygusal ihmale geldi. İşin ilginç yanı bu kişilerin her biri farklı sosyo ekonomik düzeyden, farklı eğitim düzeyinden, farklı illerde doğup büyümüş, farklı yerleşim yerlerinde yaşayan, her yaştan kadın ve erkeklerdi ve çoğunun anlatacak bir anısı vardı! Karşılaştığımız bu kişilerin bazıları çok içten bir şekilde, bazıları çekinerek, bazıları oldukça üstü kapalı bir şekilde çocuklukta karşılaştıkları duygusal ihmalleri anlattılar. Anne baba olanlar, “Acaba duygusal ihmal yaptım mı / yapıyor muyum?” diye kaygılandılar ve bazıları duygusal ihmal yapmış olduklarını fark ettiler. Bu paylaşımlar bizler için çok değerli. Bazen hiç aklımıza gelmeyecek bir durumun bile sonuçta duygusal ihmale dönüşebildiğini gördük. Paylaştığımız anılardan yola çıkarak “Çocukların duygusal ihmale uğramaması için neler yapmalıyız?” sorusuyla ilgili bazı öneriler vermek istiyorum.


*Öncelikle ilgilenebileceğiniz sayıda, ilgilenebileceğiniz bir zamanda çocuk dünyaya getirin. Bunun maddi imkânlarla bir ilgisi yoktur. Her çocuk, kardeşleri olsa da olmasa da, anne babası için biricik olduğunu, değerli olduğunu, istenen bir çocuk olduğunu hissetmek ister. Bu duygu yetişkinlik yaşantımız için çok önemli bir temel oluşturur. Beni en çok üzen cümlelerden biri şudur: “Kızım iki yaşına geldi. Bir tane daha doğurayım, o da aradan çıksın diyorum.” Çocuklarımız bir an önce büyüyüp gitmeleri için gözünün içine baktığımız değil, yaşamımızda oldukları her an için sonsuz mutluluk duymamız gereken kişilerdir.

Bir örnek de çok sayıda çocuk sahibi olmayla ilgili. Bazen bir anneye çocuğuyla ilgili bir beceri sorarız. Örneğin “İki kelimeyi bir araya getiriyor mu?” deriz. Anne de “Bilmem, ablası bilir.” der ve sözü edilen çocuğun sadece birkaç yaş büyük ablasına sorar.

Burada üç farklı çocuk var: Birincisi bir an önce doğup aradan çıksın niyetiyle dünyaya gelmesi planlanan çocuk. İkincisi annesinin iki kelimeyi bir araya getirip getirmediğini bile bilmediği çocuk. Üçüncüsü ise kardeşinin iki kelimeyi bir araya getirip getirmediğini bilecek kadar onun bakımıyla görevli çocuk. Her üç çocuk da duygusal ihmale uğrama riski taşımaktadır!


*Korku, kızgınlık, sevinç gibi bazı duyguları bebeklerin doğuştan getirdiğini biliyoruz. Çocukluk dönemi boyunca bu temel duygulara pek çok duygu eklenir. Bu durumu bakkal amcaya un, yağ ve şeker olup olmadığını soran çocuk şarkısına benzetebiliriz. Şarkıda bunlarla helva yapabileceğimiz söylenir. İşte çocuklarımız da bir anlamda duygular için ham maddelerle doğarlar. Onlarla ne yapacağını ve nasıl yapacağını öğretmek anne babaların görevidir. Örneğin bebeğimiz doğduğunda korku duygusu vardır. Ama çocuklukta ve yetişkinlikte, korku ile ilişkisini anne babasından öğrendikleriyle şekillendirecektir.

Olumlu veya olumsuz duygularınızı çocuklarınızla paylaşın. Pek çok danışanımız, özellikle ölümü çocuktan gizlediklerini veya bazen haftalarca, hatta aylarca çocuklarını evden uzak tuttuklarını söylemektedirler. Oysa çocukların, duyguların annesi ve babası tarafından nasıl yaşandığını görmeye ihtiyacı vardır. Belki ilk birkaç gün, kaybedilen kişinin kim olduğu ve ölüm şekline bağlı olarak biraz uzak kalınabilir. Ancak daha sonrasında mutlaka çocuğun gözlemlemesine izin verilmelidir. Çocuğumuz kaç yaşında olursa olsun, yaşına uygun bir açıklama yapmak ve onun da bu durumla ilgili duygularını yaşamasına izin vermek gerekir. Duygular çok çok büyük bir dünya gibidir. Çocuklarımızın bu dünyada kaybolmamaları için anne baba rehberliğine ihtiyaçları vardır. Bu “rehberlik” kelimesinin yanlış anlaşılmasını istemem. Çocuğum aynı benim gibi, benim kadar, benim tepkilerimle korkmak, üzülmek, sevinmek, heyecanlanmak, sevmek zorunda değildir. Burada vurgulaması gereken şey şudur: Duygular normaldir, herkesin duyguları vardır, herkes duygularını yaşar, yaşamalıdır. Duygularda bireysel farklar normaldir. Örneğin aynı olay karşısında biri daha fazla üzülürken, biri daha az üzülebilir. Önemli olan üzüntü ile baş edebilmektir!


*Çocuğunuzu dinleyin! Gerçekten dinleyin yani dinliyormuş gibi yapmayın. Gözlerinin içine bakarak, göz seviyesine inerek, elinizdeki işi bırakarak dinleyin. Çocuğunuz onu duyduğunuzu hissetsin, kendisinin dinlenmeye değer biri olduğunu fark etsin!

*Ebeveynseniz, ebeveyn gibi davranın. “Bu ne demek şimdi?” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Şunu söylemek istiyorum: Ebeveynler çocuklarının yaşıtı değildir. Çocuğu ile beraber oynar, eğlenir, şakalaşır, gezer, film izler, iyi vakit geçirir. Ama tüm bunları çocuğun bir yaşıtıymışçasına yapmayız değil mi? Oynarken mızıkçılık yapmayız örneğin. Bir anlaşmazlık durumunda yaşıtı gibi vurmayız çocuğumuza. Komiklik olsun diye oturacağı sandalyeye iğne koymayız. Anne ve baba olarak öncelikle çocuğumuzun emniyetini, güvenliğini sağlarız, sağlığını koruruz. Sorumluluklarımızı biliriz. Beraber çok eğlendiğimiz bir anımızda “ben şimdi yemek yapamam, çok eğleniyorum, bana ne, bugün yemeği sen yap” diyemeyiz. Biz her zaman onun anne ve babasıyız, dostuyuz, arkadaşıyız, dert ortağıyız ama yaşıtı değiliz. Ev düzeninin kurulması, kuralların sürdürülmesi, emniyetin sağlanması, çocuğun korunmasından anne ve baba sorumludur. Evdeki sorumluluk paylaşımı da bu gerçeğe göre düzenlenmelidir.


*Ailenizde önemli bir olay olduğunda mutlaka çocuğunuzla konuşun. Boşanma, taşınma, iş değişikliği, kardeş doğumu, hastalık, ölüm gibi yaşam olaylarını mutlaka çocuklarımızla paylaşmalıyız. Elbette bunu her çocuğun yaşına göre anlayabileceği bir açıklama ile yapmak gerekir. Danışanlarımdan bir aile, boşanmıştı ve bana geldiklerinde üzerinden dört koca yıl geçmiş olduğu halde hala iki çocuklarına söylememişlerdi. Boşanma olduğunda çocukların ikisi de ilkokula gidiyorlardı. Çareyi babanın aynı apartmanda bir daireye taşınması ile bulmuşlar. “Peki, ileride çocuklarınız tüm evlilik ilişkilerinin böyle olduğunu düşünmez mi?” diye hayretle sormuştum. “Yani evliliğin birbiriyle konuşmadan, aynı evi, aynı sofrayı, aynı yatağı paylaşmadan, beraber gezmeye, düğüne, cenazeye, hastaneye, sinemaya gitmeden olabileceğini düşünmez mi çocuklarınız?” O zaman henüz duygusal ihmal konusunda çalışmaya başlamamıştım ama bugün bunun çok ağır bir duygusal ihmal olduğunu görüyorum. Hem çocuklarını gerçeklerden koparıyorlar hem de bu gibi yaşam olaylarıyla gelecekte karşılaştıkları zaman duygularını nasıl yöneteceklerini öğretmemiş oluyorlar. Çocuklar boşanmayı öğrendiği zaman anne ve babaya duyacakları kızgınlık, güvensizlik, kendisinin adam yerine koyulmadığı hissi de cabası.


*Bazı doğrular gereksizdir! Bazı olayları çocukların bilmesine gerek yoktur. Çünkü bazı gerçekler acıdır ve çocuklara ağır gelir. “Çok çocuğum olduğu için yeni bir çocuk istemiyordum, hamile olduğumu anladığımda geç kalmıştım, sen doğdun” veya “baban yine kız dünyaya getirdiğim için günlerce yüzüme bakmadı” gibi cümleler gerçektir ama kesinlikle gereksizdir.


*Duygular herkes içindir. Duygular sadece zayıflar veya güçsüzler için değildir. Herkesin, anneler, babalar, öğretmenler, devlet büyükleri, sevdiğin sanatçılar, arkadaşlar, insan olan herkesin ve hatta hayvanların da duyguları vardır. Bu çok normal bir durumdur. Önemli olan duygularımızı fark etmek, ifade etmek ama ifade ederken bunu uygun bir şekilde yapmaktır.

*Çocukluğunuzdan, çocukluk anılarınızdan korkmayın, saklamayın. Çocuklarınıza bir zamanlar sizin de çocuk olduğunuzu hissettirin. Anne babalar çocuklarının kendi çocukluklarındaki hataları duyarlarsa taklit edeceklerini veya kendilerine saygı duymayacaklarını düşünürler. Yaptığınız haylazlıkların detaylarını ballandıra ballandıra anlatmayın ama lütfen çocuklarınıza her zaman mükemmel olduğunuzla ilgili yanıltıcı hikâyeler de anlatmayın. Her çocuğun hataları, yaramazlıkları, tembellikleri olabilir, her insanın olabileceği gibi. Bazı anne babalar da bir hatadan değil güzel bir anıyı paylaşmaktan kaçarlar. “Hiç âşık olmadım”, “hiç kız arkadaşım olmadı” gibi cümleler kullanmayı iyi bir şey gibi düşünürler. Oysa olumlu duygularla da baş etmeyi öğrenmek gerekir. Duygularla baş etmek denince korku, öfke, gibi olumsuz duygular akla gelebilir ama neşe, coşku, sevgi, aşk gibi duygular da çocukların farkında olması ve iyi yönetmesi gereken duygulardır. Bu duyguların da çocuklarla paylaşılması gerekir. Tüm duyguların çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine uygun şekilde paylaşılması gerektiği unutulmamalıdır.


*Ve çocuğumuzu duygusal ihmalden koruyacak bazı sihirli kelimeler, cümlecikler. Elbette sadece bir cümlecik olarak kalmaması koşulu ve dileği ile…

İyi misin?

Anlatmak ister misin?

Ben sana inanıyorum!

Nasıl hissediyorsun?

İhtiyacın olduğunda yanındayım.

Seni seviyorum.

Seninle gurur duyuyorum.

Yeterlisin.

Herkes hata yapabilir. Mükemmel olmak gerekmez.

Tüm duygular normaldir.

Prof. Dr. İsmihan ARTAN

Çocuk Gelişimci

Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi

Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Üyesi


Daha detaylı bilgi için: Epsilon Yayınevinden Çıkan Erken Çocukluk Döneminde Duygusal İhmali Fark Etme, Tanıma ve Önleme Kitabımızı (https://www.phocagoods.com/tr/urunler/kategori-kitap-gelecegedokunananneler)


YouTube kanalımızı


https://www.youtube.com/channel/UCjLATZJfSHE3Od57U3NNTsQ/videos



Instagram hesabımızdaki paylaşımlarımıza gözatabilirsiniz.


https://www.instagram.com/gelecegedokunananneler/


İlgili Yazılar

Hepsini Gör